Ana Sayfa > Metinler > Mekan ve Tarih Arasında



MEKÂN VE TARİH ARASINDA

1795 de Paris’de baskısı yapılan “Voyage Pittoresque de Constantinople et des Rives du Bosphore” gravür albümü, Antoine Ignace Melling’e (1763-1831) aittir. Melling, Sultan III. Selim’in davetlisi olarak geldiği ve 18 yıl kaldığı İstanbul’un büyük bir aşkla resimlerini yapmış ve bu albümü oluşturmuştur.  Albümde yer alan “Harem” resmi, üzerinde tuhaf kadın figürlerinin dolaştığı bir mekân resmidir. Dönemin oryantalist anlayışından oldukça farklı olarak burada dramatik, baştan çıkarıcı bir ifadeye rastlamayız. Neredeyse bilimsel bir kesinlikle betimlenmiş kadınlar, zamanın dışına fırlatılmış gibidir. “Harem”e duyduğum ilgi, bu donmuş kadınları bir bilgi nesnesi olmaktan çıkarıp onlara kendi seslerini kazandırmak ve gizledikleri ne varsa onları ifşaya zorlamak. Bu kadınlar eyleme geçtiklerinde ne olur?

Ressamın bilimsel becerisine hapsolmuş bu Harem kadınlarının, biraz müdahale ile hakikat ve fantezi ikiliğinin altında yatan çıkar ilişkilerini ortaya çıkaracağını düşünüyorum.
Erkeklerin bakışına kapalı olan Harem, merak ve bilgi konusu olan ötekine ait gizemli bir alandır ve öteki kültür, öteki cins gibidir. Bu nedenle ister erkek olsun ister kadın, Batılı öznenin her zaman peçe ve haremle, yani kadının alanı, bedeni ve hakikatiyle ilgilenmesinin nedeni budur. Melling’in Harem hakkındaki bilgisi söylentilere dayanır; bu yüzden “Harem”i kendi hayal gücü ve ressam becerisiyle yeniden yaratmıştır. Bilginin bir garantörü olarak perspektif nosyonu ile Kartezyen perspektif anlayışının birleşimi olarak şüpheye yer bırakmayan kesinlikte çizilmiş olan bu resim, sanki rüyaların, imgelerin, arzuların, fantezilerin ve korkuların yer aldığı bilinçdışı alanı gizlemek için yapılmış ve sonsuza kadar onları kendine kilitlenmiş gibidir.

Oryantalist söylem ve onun aracılığıyla üretilen bilgi, aynı zamanda doğuyu yaratmanın da bir yolu olarak karşımıza çıkar. Günümüzde kadın üzerine yüklenen Batılı yada Doğulu tüm söylemlerin altında ezilmektedir. Bütün bu ideolojik söylemler ve toplumsal sözleşmenin konusu olan kadının kendini özne olarak konumlandırması mümkün müdür?
En azından temsilin olanaklarını zorlamak, ikonografiyi ve mitosları yerinden etmek gerektiğini düşünüyorum.

Kendi kültürümde kendi tanınmaz yüzüme Batılı öznenin Doğuyu temsil etmek ve bilmek üzere oluşturduğu çok çeşitli söylemsel mecazların, retorik figürlerin, temsillerin ve imgelerin arasından ulaşmaya çalışıyorum. Harem’in içine sızarak evcilleştirilemeyeni harekete geçirmek ve bu donuk imgeleri hareketlendirerek bir direnme olanağı sağlamak istiyorum.

İnci Eviner 2008

[email protected] İnci Eviner Tüm Hakları Saklıdır.